Farklı Yanlarım
- nisandalbayrak

- 4 Kas
- 3 dakikada okunur
Dış dünyadaki ilişkilerimizde olduğu gibi, içsel dünyamızda da farklı parçalarımızla dinamik ilişkiler kurarız. İnsan kendi içinde de tutarsızlıklar, çatışmalar, kavgalar ve tartışmalar yaşar. Farklı parçalar, farklı arzulara, bakış açılarına, görüşlere, duygulara sahip olabilir. Burada parça olarak baktığımız şey; içimizdeki farklı sesler, farklı sorumluluklarımız, farklı taraflarımız, farklı yanlarımız, farklı hallerimiz olarak da isimlendirilebilir.
Richard C. Schwartz tarafından teoriye ve pratiğe dökülen İçsel Aile Sistemleri (Internal Family Systems - IFS), bu farklı parçaları tanımamıza ve çok yönlülüğümüzü ortaya çıkarmamız yardımcı olur. Böylelikle içsel dünyamızdaki ilişkilerimizin farkına varır ve bunları derinleştiririz. Burada ilginç olan ise içsel dünyamızdaki ilişkilerimizle dışarıdaki ilişkilerimiz arasındaki sıkı sıkıya olan bağdır. Bunu, kendi içsel ilişkilerimi geliştirdikçe dışarıdaki ilişkilerimin de gelişmeye başladığını fark ettiğimde anlarım.
Nedir bu parçalar, bu farklı sesler?
Bazı insanlar bu içerdeki kaosun fazlasıyla farkındadır ve bunu olabildiğince susturmak için çeşitli yollara başvururlar; kendilerini işlerine, spora, sosyal ya da romantik ilişkilere verirler, sosyal medyada fazlasıyla vakit geçirirler, sürekli online alışveriş yaparlar, alkole, sigaraya veya uyuşturucu maddelere başvururlar, üst üste dizi veya film izlerler. Örnekler elbette çoğaltılabilir. Buradaki kıstas, bu aktiviteleri durdurulamaz bir şekilde, otomatikleşmiş olarak ve refleks halinde yapıyor olmaktır. Bazı insanlar ise bu farklı sesleri dinlemeyi öğrendikçe, onların kendilerini göstermeye başladığını fark eder. Öncesinde tek bir baskın ses hâkimdir. Kişi kendini tanımayı öğrendikçe, içerdeki zıtlıkları, karşıtlıkları, çatışmaları da tanımaya başlar.
Bu çok yönlülük, çok seslilik ne işe yarar peki?
Zihnimde ve bedenimde yer alan bu farklı seslerle yaşamanın, bir kişinin eski adıyla Çoklu Kişilik Bozukluğu, yeni adıyla Disosiyatif Kimlik Bozukluğu yaşaması arasındaki fark nedir? Disosiyatif Kimlik Bozukluğu olan kişilerde bu farklı parçalar birbirinden habersizdir ya da iletişimleri çok sınırlıdır. Burada bahsetmeye çalıştığım durum ise çeşitli yanlarımızı fark etmek ve kendimizi gözlemledikçe bu yanlarımızı tanımaya başlamaktır.
En basitinden şu örneğe bakalım:
Çoğumuz düzenli spor yapmak, sağlıklı yemekler yemek ve kaliteli bir uyku uyumak isteriz. Bir yandan da koltukta tembellik yapar, abur cubur yer ve geç saate kadar televizyon başında kalırız. Bir yanımız sosyalleşmek ister, plan yapar, arkadaşlarımızla görüşmek ister; o gün gelip çattığındaysa yine bir yanımız evden çıkmamak için bahaneler bulabilir, içten içe programın iptal olmasını umabilir. Böyle bakınca sanki burada bir olumlu, bir olumsuz yan varmış gibi gözükebilir… Durum tam olarak bu değildir. Burada parçalarımın olumlu olumsuz olmaktan çok duruma göre farklı işlevleri olan ve görevlerini uygulayan karakterler olarak görebilirim.
Bir de bu yanları şu şekilde ele alalım:
İş yerine gittiğimizde profesyonel ve sorumluluk sahibi tarafımızın ortaya çıkması ama küçük yeğenlerimizle vakit geçirirken çocuksu, yaratıcı, enerjik, kuralları esnetebilen taraflarımızın ortaya çıkması; yakın bir arkadaşımızın yanında hassas, paylaşımcı, duygusal yanlarımızın ortaya çıkması; trafikte öfke gösteren bir kişiye karşı sınırları olan, hakkını savunan yanımızın ortaya çıkması gibi... Bu yanlar aslında farklı durumlarda farklı yönlerimizi, rollerimizi gösterebilmemizi sağlayan esnek bir sisteme sahip olmamızı sağlar. Karşımdaki olayı, kişiyi, kendi kaynaklarımı değerlendirip ona göre hareket etmemi sağlayan bir sistem.
“Her şey zıttıyla var olur.”
Bu ifade, çeşitli yanlarımızın hatta birbirine karşıt hissettiren parçalarımızın birlikte var olabilmesini destekler. Mesela, ben kendimi çok fedakâr bir insan olarak tanımlayabilirim. Herkese yardımcı olan, ilişkilerinde hep destek olan, başkası için orada olan biri olarak... Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır: ilişkilerde sadece ben fedakâr ve yardımcı olan kişi olduğumda, karşımdaki kişiye yardım etmesi ve bana destek olması için alan tanımam. Fedakâr olmam, yardım almakta zorlanmam anlamına gelebilir.
Etrafımdaki insanlardan yardım istemekte zorlanmak ya da yardım istediğimde her “hayır” cevabının benim için büyük bir reddediliş olması, bu davranışımı daha da zorlaştırabilir. En sonunda etrafımdaki insanlardan yardım istemem çünkü beni reddedebilirler ya da yardım etseler de bunu içten içe “istemeden” yapabilirler. Bunun sonucunda, insanların bana yardım ettiğinde hissedecekleri keyfi onlardan alıkoymaya başlarım ve ilişkilerde hep veren ama hiç alamayan bir insan olarak kendimi tanımlarım.
İçsel dünyamdaki tutarsızlıkları, zıtlıkları ve çatışmaları fark etmek, onları anlamaya çalışmak ve bu yanlarımla bir ilişki kurmaya başlamak içimdeki bütünlük hissini güçlendirir. Artık tek bir kimliğe ya da tek bir tanıma sıkışmam gerekmez. Gerektiğinde fedakâr, gerektiğinde yardım kabul edebilen; hem kendiyle hem de başkalarıyla ilişkilerinde derinleşebilen, farklı yanlarını tanıyıp kullanabilen biri olmaya başlarım.
Bu, kısa sürede tamamlanacak bir süreç değil; yaşam boyu süren bir çalışmadır. Çünkü insanın içsel parçaları da zamanla değişir, yeni yönler ortaya çıkar. Kendimi gözlemlemeye ve anlamaya devam ettikçe, bu farklı yönlerimi daha sağlıklı biçimde bir arada tutmayı, kapsamayı, yargılamamayı öğrenirim. En önemlisi de bu süreçte merak duygumu koruyabilmemdir. Merak, kendimi tanımanın ve anlamanın temelidir. Ne kadar merakla yaklaşabilirsem, o kadar bütün hissederim.





Yorumlar